İster önemli bir iş sunumu, ister tıka basa dolu bir tren yolculuğu ya da ilk randevu olsun – hepimiz kaygılanırız. Böylesi gerginlik yaratan durumlarda kaygı hissetmek son derece normaldir. Ancak kaygınız sürekli, aşırı ve günlük yaşamınıza engel olacak düzeydeyse, bu ‘gündelik endişeler’den daha fazlası olabilir. İşte kaygınızın bir bozukluğa dönüştüğünü ve profesyonel yardım gerektirebileceğini anlamanın yolları:

Kaygı Nedir?

İngiliz Danışmanlık ve Psikoterapi Derneği’nde (BACP) terapist olan Clare Patterson, Sun Health’e verdiği demeçte, kaygıyı, “vücut alarm sisteminin açık bir tehlike olmaksızın ‘sürekli açık’ konumda kalması olarak” tanımlıyor:

“Kaygı, doğal bir insan tepkisi olan ve vücudumuza dikkat etmemiz gereken bir şey olduğunu bildiren yararlı bir sinyal olarak ortaya çıkan korkudan farklıdır. Tehlike algıladığımızda, beyindeki hipotalamus, böbreklerin üstünde bulunan adrenal bezlere stres hormonlarını – kortizol ve adrenalin – salmaları için sinyal gönderir. Bu, vücudun merkezi stres yanıt sistemi olan HPA ekseninin (hipotalamus-hipofiz-adrenal eksen) bir parçasıdır. Durum çözüldüğünde veya geçtiğinde sistem normal seviyesine döner”.

Ancak bazen, özellikle erken yaşta kronik stres veya travmaya maruz kalındığında, sistem ‘takılıp kalabilir’. İşte bunun nasıl gerçekleştiği:

  1. HPA ekseninin aşırı aktivasyonu – Beyin tehdidi algılamaya devam ederse (gerçek veya hayali olsun), hipotalamus adrenal bezlere kortizol üretmeleri için sinyal göndermeye devam eder.

2. Kortizol taşkını – Zamanla yüksek kortizol seviyeleri, özellikle HPA ekseninin düzenlenmesine yardımcı olan hipokampus ve mantıklı düşünme ile duygusal düzenlemeye yardımcı olan prefrontal korteksteki kortizol reseptörlerini duyarsızlaştırmaya başlar.

3. Geri besleme döngüsünün kaybı – Kortizolün stres yanıtını kapatması gereken bu geri besleme mekanizması bozulur, böylece sistemin nasıl kapanacağını bilmez. Vücut sürekli yüksek uyanıklık durumunda kalır.

Patterson, sonuç olarak, sinir sistemi gerçek bir tehlike olmasa bile yüksek alarm durumunda kaldığını belirtiyor ve ekliyor: “Vücut, her zaman bir tehdit varmış gibi tepki verir. Tetikleyiciler (en ufakları bile) bunaltıcı gelebilir. Bu durum panik, müdahaleci düşünceler, bedensel gerginlik ve kronik kaygı şeklinde kendini gösterebilir; işte biz buna ‘kaygı’ diyoruz.”

‘NORMAL’ KAYGI İLE KAYGI BOZUKLUĞU ARASINDAKİ FARKLAR

Normal’ kaygı genellikle durumsaldır. Tahlil sonuçlarını beklerken veya iş görüşmesi öncesinde kaygılanabilirsiniz. Ama algılanan tehdit ortadan kalktığında, belirtiler de kaybolur. Kaygı sadece bir sinyal olmaktan çıkıp, yaşadığınız çevreyi etkileyen kronik, orantısız ve işlevselliği bozan bir hâle geldiğinde, artık bozukluk olarak nitelendirilebilir. Tanısal ve İstatistiksel Ruhsal Bozukluklar El Kitabı (DSM) tarafından yedi farklı kaygı bozukluğu türü tanınmaktadır:

  1. Genelleştirilmiş kaygı bozukluğu (GKB) – Hayatın çeşitli alanlarıyla ilgili aşırı kaygı duyma; çoğu kez en az altı ay sürer ve huzursuzluk, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, kas gerginliği ve uyku bozukluğu gibi belirtilerle eşlik eder.

2. Panik bozukluğu – Tekrarlayan, beklenmedik panik ataklar ve ardından en az bir ay boyunca gelecekteki ataklar veya bu ataklardan kaçınmak için davranış değişiklikleri konusunda endişe duyma.

3. Sosyal kaygı bozukluğu – Kişinin gözlemlenebileceği sosyal durumlarda belirgin korku veya kaygı yaşaması.

4. Özgül fobi – Belirli bir nesne veya durum (ör. uçmak, yükseklik, hayvanlar) karşısında yoğun korku veya kaygı duyulması; bu korku gerçek tehlikeye oranla aşırıdır.

5. Agorafobi – Panik benzeri belirtiler yaşandığında kaçmanın zor olabileceği veya yardımın ulaşamayacağı yerlerde bulunma korkusu.

6. Ayrılma kaygısı bozukluğu – Bağlanılan kişilerden ayrılmaya karşı aşırı korku veya kaygı duyma.

7. Seçici mutizm – Bazı sosyal durumlarda sürekli konuşamama, ancak diğer durumlarda konuşabilme. Bu durum işlevselliği etkiler (dil ya da iletişim bozukluğundan kaynaklanmaz).

Peki bu bozukluklardan biri sizde var mı, bunu nasıl bilebilirsiniz? Bunlardan da yazının 2. bölümünde bahsedeceğiz.


Psikoloji Günlüğüm sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Posted in

Yorum bırakın