
Kadınların doğum yapabilmeleri ve bazen dayanılmaz hale gelen regl sancılarıyla başa çıkabilmeleri nedeniyle, ağrıya erkeklerden daha dayanıklı oldukları yönündeki yaygın bir yanılgı vardır. (Muhtemelen kadınların ağrılarının tıbbi ortamlarda bu kadar sıklıkla göz ardı edilmesinin veya yeterince tedavi edilmemesinin nedenlerinden biri de budur.)
Hiçbir şey gerçeklerden bu kadar uzak olamaz. Bazı araştırmalar ağrı deneyiminde cinsiyetler arasında bir fark olmadığını gösterse de, çoğu araştırma kadınların ağrıya erkeklerden daha duyarlı olduğunu gösteriyor.
McGill Üniversitesi’nde ağrı çalışmaları profesörü olan Jeffrey Mogil, bu konunun sürekli gündemde olduğunu ve yüzlerce kez incelendiğini, ‘kim acıya daha duyarlı?’ sorusunun, biyolojik olarak net bir şekilde yanıtlandığını söylüyor.
Araştırmacıların hâlâ anlamaya çalıştığı daha önemli soru: “Erkekler ve kadınlar neden ağrıyı farklı deneyimliyor?”
Amerikalı yetişkinlerin dörtte biri, üç aydan uzun süren veya beklenen iyileşme süresini aşan kronik ağrıdan muzdaripler. Kadınların kronik ağrı geliştirme olasılığı ise erkeklerden daha yüksek.
Mogil, araştırmalara bakıldığında, beyin devrelerinden ağrı işlemede rol oynayan bağışıklık hücrelerine kadar her şeyin erkekler ve kadınlar arasında farklı göründüğünü, hatta bazen bu farkın şaşırtıcı derecede büyük olduğunun görüldüğünü söyledi. İyi haber şu ki, ağrı işlemenin nasıl değişebileceği hakkında öğrenilenler arttıkça, daha başarılı tedavilerin önü açılabilir.
Stanford Üniversitesi Ağrı Tedavisi Bölüm Başkanı Sean Mackey, “Bu çalışmalar bize cinsiyet farklılıklarının sadece daha güçlü veya daha zayıf olma konusunda değil, genellikle tamamen farklı bağlantı şemaları olduğu konusunda net bir mesaj veriyor,” dedi. “Tedavi sürecinde de erkekler ve kadınlar arasındaki bu farklılıkları dikkate almalıyız.”
Ağrı biyolojisindeki farklılıklar
Daha önceki araştırmalar, cinsiyet hormonlarının ağrı deneyimini etkilediğini ortaya koymuştu. Ergenlik döneminde, cinsiyet hormonlarında belirgin değişiklikler meydana geldiğinde, klinik ağrı durumlarının yaygınlığında da belirgin cinsiyet farklılıkları ortaya çıkmaya başlar. Ergenlik öncesi dönemde migren sorunu yaşayan çocuklarda cinsiyete göre sayılar birbirine yakınken, ergenlik sonrası kadınların sayısı erkeklerin iki katından fazla olur. Ayrıca, kronik ağrı semptomlarının şiddeti adet döngüsü boyunca farklılık gösterebilir.
Ancak her şey hormonlarla açıklanamıyor. Beynin bağlantı şekli bile aynı kronik ağrı rahatsızlığına sahip erkekler ve kadınlar arasında farklılık gösterir. Subgenual anterior singulat korteks (sgACC), vücudun doğal ağrı kesici sistemi ile ilişkili beynin belirli bir bölgesidir.
University Health Network’e bağlı Krembil Beyin Enstitüsü’nde kıdemli bilim insanı olan ve sgACC’yi on yıldan uzun süredir inceleyen Karen Davis, beyin sistemine ağrıyla ilgili olarak hangi açıdan bakılırsa bakılsın- ister aktivite, ister beynin diğer bölgeleriyle bağlantı, isterse salınımlar- beynin bu bölgesinin erkeklerde ve kadınlarda farklı olduğunu söylüyor.
Davis ve meslektaşları, bel bölgesinde görülen bir artrit türü olan ankilozan spondilitli kadınların , sgACC ile duyusal bilgileri işlemede rol oynayan beyin bölgeleri arasında erkeklere kıyasla daha fazla bağlantıya sahip olduğunu buldu. Bu benzersiz beyin devresi, bu rahatsızlığa sahip kadınların neden daha fazla işlevsel engellilik, daha yüksek hastalık yükü ve tedaviye daha az yanıt verdiğini açıklayabilir.
Mogil’in laboratuvarında uzun zamandır süregelen araştırmalar, ağrı biyolojisindeki cinsiyet farklılıklarının beynin ötesine geçtiğini gösteriyor. Mogil ve meslektaşları, 1996 gibi erken bir tarihte, ağrı algısını etkileyen cinsiyete özgü genlere dair kanıtlar bulmaya başladılar. Daha sonra, bağışıklık hücrelerinin ağrıya katkıda bulunduğu yönünde şaşırtıcı cinsiyet farklılıklar keşfettiler. Daha yakın zamanda araştırmacılar, beyne ağrı sinyalleri gönderen cilt, kas, eklem ve iç organlarda bulunan duyusal nöronlar olan nosiseptörlerin bile erkeklerde ve kadınlarda, insanlarda ve diğer hayvanlarda farklı şekilde çalıştığını keşfettiler.
Mogil, “Daha ilk adımdan itibaren, ağrı sisteminin cinsiyete bağlı olduğu görülüyor,” dedi. “Şunu söylemek yeterli: İnsanlar, hislerden algılara kadar, zincirin her seviyesinde şaşırtıcı cinsiyet farklılıkları buldular.” diyor.
Migren , fibromiyalji, romatoid artrit , osteoartrit ve bazı bağırsak sendromları da dahil olmak üzere, kronik ağrı rahatsızlıklarının yaklaşık yarısı kadınlarda daha yaygındır. Kronik ağrı rahatsızlıklarının yalnızca %20’si erkeklerde daha yaygındır. (Geri kalanlar cinsiyetler arasında eşit olarak dağılmıştır.) 17 ülkede 42.249 yetişkin üzerinde yapılan bir çalışma, kronik ağrı rahatsızlıklarının görülme sıklığının hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde kadınlar arasında daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur.
Yorum bırakın